... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

You Should Date An Illiterate Girl

Tam da doğru insan kavramına kafa yormuşken iyi oldu bu.

Böyle, bu aşağıdaki gibi kızların peşinden koşun, onları elde etmeye uğraşın, öyle bi uğraşın ki gözünüz başka hiçbir şey görmesin, olur mu erkek milleti? Sonra size okkalı bir tekme bastıklarında kendiniz düşmüş gibi yapıp ehe ehe diye mal gibi geri dönün; onlardan ve kendinizden başka da hiçbir şey tanımayın hatta hayatta...

O kız topuklu giysin ve yine de size yetişemesin; hiçbir şekilde sizinle aynı (boyda) olmasın, dimi?

Bu aşağıdaki var ya, bu benim de lanetim ve lanetim üstünüze olsun. İkiyüzlü herifler sizi.


You Should Date An Illiterate Girl

Date a girl who doesn’t read. Find her in the weary squalor of a Midwestern bar. Find her in the smoke, drunken sweat, and varicolored light of an upscale nightclub. Wherever you find her, find her smiling. Make sure that it lingers when the people that are talking to her look away. Engage her with unsentimental trivialities. Use pick-up lines and laugh inwardly. Take her outside when the night overstays its welcome. Ignore the palpable weight of fatigue. Kiss her in the rain under the weak glow of a streetlamp because you’ve seen it in film. Remark at its lack of significance. Take her to your apartment. Dispatch with making love. Fuck her.

Let the anxious contract you’ve unwittingly written evolve slowly and uncomfortably into a relationship. Find shared interests and common ground like sushi, and folk music. Build an impenetrable bastion upon that ground. Make it sacred. Retreat into it every time the air gets stale, or the evenings get long. Talk about nothing of significance. Do little thinking. Let the months pass unnoticed. Ask her to move in. Let her decorate. Get into fights about inconsequential things like how the fucking shower curtain needs to be closed so that it doesn’t fucking collect mold. Let a year pass unnoticed. Begin to notice.

Figure that you should probably get married because you will have wasted a lot of time otherwise. Take her to dinner on the forty-fifth floor at a restaurant far beyond your means. Make sure there is a beautiful view of the city. Sheepishly ask a waiter to bring her a glass of champagne with a modest ring in it. When she notices, propose to her with all of the enthusiasm and sincerity you can muster. Do not be overly concerned if you feel your heart leap through a pane of sheet glass. For that matter, do not be overly concerned if you cannot feel it at all. If there is applause, let it stagnate. If she cries, smile as if you’ve never been happier. If she doesn’t, smile all the same.

Let the years pass unnoticed. Get a career, not a job. Buy a house. Have two striking children. Try to raise them well. Fail, frequently. Lapse into a bored indifference. Lapse into an indifferent sadness. Have a mid-life crisis. Grow old. Wonder at your lack of achievement. Feel sometimes contented, but mostly vacant and ethereal. Feel, during walks, as if you might never return, or as if you might blow away on the wind. Contract a terminal illness. Die, but only after you observe that the girl who didn’t read never made your heart oscillate with any significant passion, that no one will write the story of your lives, and that she will die, too, with only a mild and tempered regret that nothing ever came of her capacity to love.

Charles Warnke

(http://thoughtcatalog.com/2011/dont-date-a-girl-who-reads/)

Teşekkürler Vecmi, çünkü çok öfkelendim. Öfkelenmek de yaşamaktır.

kış güneşi



Yanlış zamanda veya yanlış yerde gelen doğru insan diye bir şey yoktur. Bulunduğu yere, zamana, etrafındaki kişilere göre değişiktir kişi, bir an önce bulunduğu yere, zamana, o an etrafındaki kişilere göre. Karakteri değişmese de davranışı değişiktir, (reikiciler de beni sevsin hadi) enerjisi değişiktir... Bir şekilde aynı nehir değildir o.

Doğruluk, hepsini kapsayan bir bütündür, sürekliliktir,
continuumdur başlı başına.


(30 Ocak 2011, İstanbul)

Ego Wars

Ordan burdan patron toplayıp, müdür yaptık. Şimdi en eski müdür, benden yeni. Egolar havada çarpışacak, cızırdamalar başladı bile. Bu elektriklenmenin ortasında sakin ve korkulan, çekinilen adam olmak güzel. Korku iyidir, zinde tutar insanı, ha-ha!

Ego Wars... Çok yakında.

ofiste iki dakikada yaptığım bir görseldir, çok şeyapmayınız.

Gün ROJ günü imiş.

"Bu yılki Nobel Barış Ödülü’ne çok tartışılacak bir aday gösterildi. Ödüle aday gösterilenler arasında AB ve ABD'nin terör örgütleri listesinde bulunan PKK ile ilişkili olduğu iddiasıyla hakkında Danimarka makamları tarafından kapatma davası açılan ROJ TV de var."


Bu habere henüz yorum yapılmadığından cCc'ler havalarda uçuşmuyor, onlara gülemeyeceğiz.

Bugün Defne Joy öldü; zıpır sosyal medya o olayla çalkalandığından ROJ TV'nin Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilişi arka planda kaldı. Ben şimdi birilerinin çıkıp, hükümetin ve yandaş medyanın bir olay unutulsun diye başka bir olayı gereğinden fazla konuşması misali, Defne Joy'un bilerek bugün öldüğünü filan söylemesini bekliyorum.

Siz bunu yaptınız mı bilmiyorum ama ben bir yerim acıdığında bazen, ama öyle çok acıdığında, elimi filan ısırırım. Gündem dağıtmak için.

Ne diyorduk? Ha, ROJ TV...

"Hürriyet'de yer alan habere göre, Dünyanın ilk işkence tedavi ve rehabilitasyon merkezi kurucusu İnge Genefke, ROJ TV'yi Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermeleriyle ilgili olarak Politiken gazetesine yaptığı açıklamada "ROJ TV Kürtlerin çektiği acıları ve Türkiye'deki durumu dünyanın görmesini sağlıyor. Türk medyası iktidarın baskısı altında bulunduğundan gerçekleri kamuoyuna aktarmıyor. ROJ TV ise gerçeği nüansları ile kamuoyuna aktarıp Kürtlerin ulusal bilinci ve adalete olan inançlarının oluşup gelişmesine katıda bulunuyor" görüşünü savundu."

Bende bir kavram kargaşası mı var, yoksa bu tezin aslında ROJ TV'yi Pulitzer'e aday göstermesi gerekmiyor mu? Niyet mektubu yanlış yere yollanmış gibi... Yayınlanan her şeyin doğru olduğunu kabul etsek dahi, özgür kafalı yayıncılığın Barış Ödülü ile doğrudan bir ilgisi yok. Daha doğrusu, daha çok ilgisi olan birçok şey var; geçmiş Barış Ödüllerinin hangi hareketlere verildiğine bakmak yeterli (buyurun buradan bakın).

Kişisel fikrim, haklı veya haksız nedenlerle eline silah almış ve adam öldürerek hakkını arayan bir grup insanın destekçisi ve savunucusu olan bir basın organının, barışla ilgili herhangi bir ödüllendirilmeyi hak etmediğidir.

Hakkında kapatma davaları açılan bu televizyonun açık kalması yeterli bir nimet diyor ve Barış Ödülü için, dünya barışına katkıda bulunmaya dair iyi niyetlerinden ötürü bu yılın güzellik kraliçesini aday gösteriyorum.


2009 Nobel Barış Ödülü ile ilgili vaveylam da şuradaydı. Politik, hep politik bunlar...

Pinokyo Paradoksu

Pinokyo Paradoksu kavramı, Pinokyo veledinin "burnunun uzayacağını iddia etmesiyle" ortaya çıkar. Kendi burnumuz kadar iyi bildiğimiz Pinokyo'nun burnu, yalan söylediğinde uzamaktadır. "Burnum uzayacak" diyen Pinokyo şayet yalan söylüyorsa, burnunun uzaması gerekir fakat kaderin oyununa bakın ki, Pinokyo zaten bunu iddia etmiştir yani yalan söylememektedir.

Pinokyo doğruyu söylüyorsa bu sefer de burnunun uzamaması gerekir; lakin o tam da tersini iddia etmiştir.

Kişi, kendini anlatma çabalarına konuştukça batabilir. Kişinin, kendisini en iyi anladığını iddia ettiğinin karşısına geçip "beni anlamıyorsun" demesinin (bu cümleyi karşısındaki anlasın ve kabul etsin diye demesinin) bizi getirdiği yer Pinokyo Paradoksu'dur. Şıp diye, aynen.

Teşhis, tespit, yanıt bellidir: "Yalan söylüyorsun."

Burnu uzayacaktır, uzamayacaktır, artık önemli değildir.


(30 Ocak 2011, Bursa-İstanbul)

01 Şubat 1979

01
Şubat'
ta
ne
olmuş
tu?

Abdi İpekçi'nin sadece "Türkiye'nin şanzelizesi" denen, ugg'larla tavaf edilen, kırıntılarla beslenen bir cadde olmadığını bilmek için o zamanda doğmuş olmaya bile gerek yok. Caddeden çıkın, kafanızı kaldırın (Beymen Club'da görülecek bir şey yok, hafif sola bakın), orada bir anıt var. O anıt orada boşuna durmuyor. Abdi İpekçi'nin bir şubat günü arabasında beklerken Mehmet Ali Ağca tarafından vurulduğu yer orası.

Tetikçisi belli faili meçhul.



Geri kalan her şey için, dünya devi.

12 yıllık çalışanı işten ayrılan dünya devi bir şirket. Ayrılana hediye alınıyor (ayrıca evlenene de, doğurana da), bu kişisel, katılmayabilirsin. 12 yıllık çalışanı işten ayrılıyor diye veda yemeğine çağırıyor şirket, hem de bir dolu insanı ve bu departman en son Kasım 2008'de yemek yemiş beraber. Asistanlara organizasyonlar yaptırılıyor, takvimler kapatılıyor, mailler atılıyor; gelin deniyor, sınırlı içki, sınırsız eğlence (üstelik içmeyenlerin içkisi de masaya pay edilecekmiş, vaaaayh!)

Hediye kişibaşı 30 lira. Yemek kişibaşı 75 lira.
İşten ayrılmak paha biçilemez.


"Aabi çok yanlış, aabi olmaz böyle şey" diye huysuzlandığı halde bunu kimseye söylemeyip fıtı fıtı yemeğe gidecek olan meslektaşlarım, siz zaten boşvermişsiniz dünyaya. Şarkısını söylemeseniz de olur :)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!