... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

rica etsem saçımı okşar mısınız? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rica etsem saçımı okşar mısınız? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

50

Valla 50 olmuş. Önemli olan nicelik değil nitelik ama. Artı google reader var falan. Olsun lan :)

***

Güzelyalı'ya doğru bizim için küçük ama takalar için büyük bir hızla ilerleyen feribottan selamlar. Road Trippin' gibi bir başlık atılası bir yazı mıdır bu dedim, sonra olmadığına karar verdim çünkü ally'lar favorite değil. Anladınız siz onu. En azından hepsi değil ama yine de tahtaya vuralım, başkalarının iş arkadaşlarını düşününce...

Çeşme'de bir toplantıyı bahane ettik, erken gidiyoruz. Şunu iki cümlede yazasım vardı, oha lan ne gezegen oldun filan dersiniz mazallah. Bu benim gezegenliğim değil, zaten insan Çeşme'de toplantı düzenliyorsa insanlar ya erken gitsin, ya da sonunda izin alsın diye yapıyordur, yanlış mıyım?

Hah işte, biz ikisini de yapıyoruz. Bozcaada'yı da böylece görmüş olacağım ve çok mutluyum. Umarım bir bisiklet bulurum kendime orada, ve bisiklete binecek fırsat. Fırsattan bol ne var diyebilirsiniz ama kazın ayağı öyle değil, ayık gezmek planlarım arasında yok ve hatırlayabildiğim kadarıyla daha önce sarhoş kafayla bisiklete binmedim. Heybeli hadi avucumun içi, ama Bozcaada'da trafik var yahu. Araba var, atın altında kalmamak yine bi derece ama araba tehlikeli.

Gülse Birsel'in repliğini çalacak olursak "Aayh, hayat çok zor!"

***

Şimdi bir raporu finalize etmem lazım izninizle. Zira dünyayı kurtarıyoruz. Yaptığımız şey, yaptığımızı anlatıp, gittiğimiz yere gitmek için harcadığımız paraya değdiğini kanıtlamak oysa ki.

Hala uçak bileti alırken, cebimden beş kuruş çıkmamasına rağmen bakıyorum ne kadar olduğuna ve üzülüyorum harcanan o paraya. Samimi olarak üzülüyorum.

Bir şey diyeyim mi, buna benim gibi üzülen bir çocuk yetiştirmek istiyorum. Emniyet şeridinden gidenlere kızan bir çocuk. Biri sırasını çaldığında buna sinirlenen bir çocuk (mümkünse hakkını da arasın ama). Tabağında pirinç tanesi bırakmayan bir çocuk. Bana benzesin demiyorum, birçok açıdan benzemesin. Kuralcı bir manyak olsun demiyorum, olmasın. Benim de boston legal olduğum söylenemez ya, benim kadar bile kuralcı olmasın isterse. Esnetsin olabildiğince. O da tepkili olsun, tepkili ve bundan dolayı içten içe gururlu olsun.

Şunu desin: "... ben, son derece önem verdiğim o tepkimin 'uysallaştırılmasını', 'sakinleştirilmesini', 'evcilleştirilmesini' istemiyorum. Tam tersine çirkinliklere, yozlaşmaya, ikiyüzlülüğe benim gibi tepki gösteren insanların sayısının artmasını bekliyorum. Ama bu bekleyişi sürdürürken daha fazla yıpranmaktan korkuyorum."

(rica etsem saçımı okşar mısınız?dan)

Korksun, çok rahat olacağına, biraz korkacak kadar vicdan sahibi olsun.

Umarım...

rica etsem saçımı okşar mısınız?'dan


Bulduğu ilk banka oturdu.

Elleri titriyor, alnından boncuk boncuk terler süzülüyordu.

Tam, "Bayılıyorum galiba" diye düşünüyordu ki, saçlarında yumuşacık, sevgi dolu bir el hissetti.

Gözlerini kapadı, başını arkaya doğru attı.

Yaşadıklarına inanamıyordu...

(...)

Sahibini bilmediği, tanımadığı o el saçlarında gezindikçe içindeki büyük boşluğun dolduğunu hissetti.

Hem kendisini okşayan o elin sahibini sevdi gözlerini hiç açmadan, hem de sevilmeye hala ihtiyaç duyabildiği için kendini...

(...)

"... Ne kadar ihtiyacım varmış" diye yanıt verdi adam. Sonra ekledi: "Böyle bir şeye ihtiyacım olduğunu nasıl anladınız?"

Kadın okşamayı hiç kesmedi. Sır vermek istercesine adamın kulağına yaklaştırdı dudaklarını.

"Yirmi yıldır yalnızım. Yalnız bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi çok iyi bilecek yaştayım."

Sonra hınzırca güldü.

"Hem biliyor musun, ben de bu banka oturup sırf birileri saçımı okşasın diye kim bilir kaç defa fenalaşmış numarası yaptım!"

Fenalaşmış numarası yapacak kadar yaşlı ve yalnız olmak ve bunu birilerinin düşünmesi, yaşaması veya yazması...

Tokat gibi.

rica etsem saçımı okşar mısınız?

Landon Pigg'den Coffee Shop, kardeşimden nokta atışı şarkı tavsiyesi!

Bugün bir aile saadeti günüydü, haftasonlarımın her 1 günü gibi. Tek fark, Yeşilköy sahilinin esintisinde, dişimde haşlanmış mısır kalıntıları varken, uzun zamandır yapmadığım gibi annemin omzuna başımı koyup gözlerimi kapamamdı.

Bunu daha sık yapmam lazım.

***

Bir kitap ilanı gördüm gazetede, muhalif diye bildiğim bir köşeyazarından üstelik, okumadım kitabı hatta sunuş yazısını bile okumadım ama çarptı kitap beni,

o kitabı şu an ben yazmış olabilirdim veya yazdığım kitabın adı çok isabetle bu olabilirdi.

Blogumu hiç okumayan / hiç blog okumayan canlarımdan biri bana ciddi ciddi "Kitap yazmayı düşünüyor musun?" dedi bir vakit. Düşünmüyordum.

***

Saat 00:00, sevdiğim beni düşünüyor, mihmihmih...

***

Oldu olacak uzun zaman önce çektiğim bir fotoğrafı armağan edeyim, tüy dikelim Yeşilköy sahiline.

19 Eylül 2009;

Can I confess / I've been hangin' around your address

Mutlu haftasonu bitişleri ve hafif Pazartesi sendromları efendim; her nerde yaşıyor ve yaşatılıyorsanız.

Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!