... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Boykot kafası

Referanduma çok az kaldı. Basketbol Şampiyonası veya U2 konseri bile gözümün önünde bu kadar yer kaplamıyor.

Bir süre önce tepemin attığı bir vakit bir şeyler yazdım bu konuda, onları tekrarlamak istemiyorum, şuradan okunabilir. Derdim, kabustan uyanırcasına hayııııır diye yırtınanların, oy kullanma konusunda tatillerini bir gün eksik yapamayışı, "ıııh zaten yüzde 60 evet çıkacak" deyip fırk fırk limonatalarını içişleri, filan. Tss...

Tamam, bu bir tercih. Oy kullanmamak bir tercih. Oy kullanmamak için saçma veya değil birtakım sebepler bulmak ve sunmak da bir tercih, (umarım kesilecek olan) cezaları verip gönül rahatlığıyla oturmak da. Benim katlanamadığım şey, söyleyecek bir şeyi olanların boşa konuşuyor olması. O laflar, o gereksiz propagandalar sandığa değil, uzaya gidiyor ve ben bu boşlukta heba olan görüşleri dinlemek istemiyorum. Tüm dünyayla, gizli oyla dahi olsa paylaşmak istenmeyen tercihi hiç ama hiç merak etmiyorum. Ne emmeye, ne gömmeye yok bu müessesede.

Burası fikirlerimin at koşturma yeri ise söyleyelim: Ben bu sefer boykota inanmıyorum. Bu bir genel seçim değil, yerel seçim değil; kötünün iyisini seçmek zorunda olduğumuz, "aman işte bunlar olmasın da nolursa olsun" diyebileceğimiz bir yer değil. Anayasa değişiyor; istiyor musun? Evet. Hayır. İki seçenek. İstediğim olur veya olmaz, bilemem. Ama bir fikrim var ve terazinin bir kefesinde "özel ayrıcalıklar", diğer kefesinde de şöyle bir beyanat var, evetçinin önden koşanının ağzından, direkt ve yorumsuz:

"İnanın ayaklarımızda pranga var. Biz prangaları çözemediğimiz sürece, sizler belki dışarıdan zannediyorsunuz ki, parlamentonun yüzde 65'ine sahipsin çöz de git! Neyi çözüyorsun?Türkiye'de parlamentonun da, yürütmenin de üzerinde bir yargı gücü var. Seni engelliyor. Ben bugün vali ataması yapamıyorum. Seni engelliyor. Atadığım valiyi geri iade ediyor aynı anda. 23 kere bir müdürü geri iade ediyor. Ben bir yürütme ve hükümet olarak, istediğim müdürü istediğim yere atayamazsam, istediğim valiyi istediğim yere atayamazsam, bu ülkede ben nasıl icrai faaliyet yapacağım? Halkın karşısına o mu geliyor, ben mi geliyorum?.. Yarın beni siz yargılayacaksınız, vatandaş yargılayacak. İyi yaptın kötü yaptın diye bana diyecek olan kim. Onlar halkın karşısına çıkmıyor ki, ben çıkıyorum halkın karşısına. Hesabı veren ben, ama gelip bana zulmeden de o. Bu böyle yürümez. Onun için bu anayasa değişikliğine evet istiyoruz."

Oldu.


(09 Eylül 2010, İstanbul)

Hayır olsun-culuk

"Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça,
o memlekette kurtuluş yoktur."
İsmet İnönü

Merakımı cezbeden bir konu var; bugün iyiden iyiye görmezden gelinemez bir hal aldı.

Şu videoyu paylaştım birileriyle, aslında amacım referandumda hayır deyin tarzında bir propaganda yapmak değildi. Sadece, tiki gömleği gibi her tarafında evetevetevetevet yazan bir meydanda, bir miting için toplanmış insanların sorulan soruya hiç düşünmeden, ilkokul andı gibi eeeeveeeeeet demesiydi beni yerlere yatıran. Bir de RTE'nin, İngilizce basın açıklaması yapan Fatih Terim gibi şaşkın bakışlarla kalakalması. Bu kısacık olay, bence Türk siyasi tarihinin takdire şayan podyum kazalarından biriydi.

Bunun üstüne arkadaşlar herkes özgür iradesiyle karar versin, böyle şeyler paylaşmayalım, tarafsız olalım gibi birçok yorumla karşılaştım; sadece kendi adıma değil elbette, bu tarz şeyleri paylaşan herkes adına...

Şu referandum, anayasa değişikliğini kabul oyundan çıkıp iktidarın güvenoylamasına dönüşeli; seçilen tarih ve ardından gelen ağlamalarla, vaktiyle muhafazakar kesimin kendisinin desteklediği askeri müdahale ile geç kalmış bir hesaplaşma çabası gibi gösterileli beri kimseye rahat yok. Yine ikiye bölündük, her tarafta evet balonları, evet broşürleri, bir sürü reklam panosu, parti otobüsü gürültüsü... Bir miktar da hayır propagandası, elbette.

Bunlara bakarak karar vermeyeceğiz tabi. Karşılaştırmalı anayasa değişikliği dökümanları elimizin altında; aklı başında olan veya olmayan, liboş veya değil yüzlerce köşe yazarının, hukukçunun anlattıkları da. Taraflı veya tarafsız olmak herkesin kendi elinde... de, benim merak ettiğim, bu tarafsız olalım kaygısında olanlar neden hep "hayır"cılar oluyor çevremde?

Ben referandumda menfi oy kullanmayı ülkem açısından daha faydalı gören biri olarak neden kendimi, bunu söylediğimde dahi suçlu gibi hissediyorum? Hayır dediğim için değil, insanları etkilemeye çalışır gibi göründüğüm için. Hep tarafsız olmaya çalışmak, her şeyi etraflıca düşünmek gibi bir görevim var adeta ama sadece seçtiğim taraf itibariyle. Bas bas hayır diye bağırmam ama bağırsam biri çıkıp cıkcıkcık, arkadaşlar bize ne yeaa, böyle şeyler konuşmayalım, akşam Taksim'e mi çıksak diyecek arkasından.

Ulan...

Kimse Persepolis izlemedi, izleyenler de inanmadı mı... Ya da hadi konudan sapmayalım; ne darbe ne şeriat. Peki, hayat hep goygoy mu, bizim her günü birbirinin aynı olan hayatımızda hiçbir şartta hiçbir şey değişmeyecek mi, seçim kanunu, sendika, grev hakkı, insan hakkı, hayvan hakkı bize hep teğet mi geçecek; bu mu?

Böyle mi düşünüyoruz bu çekimserliğin coolluğundan ekmek yemeye çalışırken; yoksa basitçe, paramız mı yok balonlar alacak, gazetelere tam sayfa reklamlar verecek, Edirne'den Ardahan'a reklam panolarını donatacak da, çulsuzluğumuzun arkasına mı sığınıyoruz?

Sinirleniyorum 'hayır'cı bir siyasetçi belden aşağı vuran, kavgacı bir üslupla, asıl derdi olması gereken anayasa değişikliğini bir kenara bırakıp iktidara çemkirince; akıllı olsun insanlar istiyorum, karşı karşıya oturup yüzgöz olmadan anlatsınlar bana neden evet veya neden hayır demem gerektiğini, hangisinin kime ne yararı olacağını. Oysa ki biliyorum, bir tarafın beyefendi olması yetmeyecek hiçbir zaman. Kavga ederek üste çıkmanın çözüm olduğu, benim babam senin babanı dövdüğü için güçlendiğim bir memlekette yaşıyoruz.

Kesinlikle namuslu-namussuz demeye veya kimseye hakaret etmeye çalışmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece referandumda seçtiği yol sebebiyle kimseye namussuz diyecek değilim, ne haddime. Lakin, İsmet İnönü'nün veciz sözünü şu anki halimize uyarlamak gerekirse; bir memlekette evetçiler, hayırcılar kadar çekimser olmadıkça o referandumdan çıkış yoktur.


(26 Ağustos 2010, Ortaköy)

Hayır.

Ne komik, şimdi duyduğum bir plana "hayır" deyişim. İçim gitti, yalan değil. Bir an düşündüm ciddi ciddi. Hiçbir mazeretim geçerli değildi aslında ve dile getirdiğim hiçbir kişi de sebebim değildi.

Bazen insanın bir yerde olma nedeni, olmama nedeni de olabiliyor birdenbire.
Bir yerde olmamak da bir nevi özgürlük, olmadığı için üzülmemek de.
Dün güzel bir gündü, bugün değil ve yine de ben sınırlarını çizdiğim hislerle mutluyum, karnım ağrıyor biraz evet, istiyorum biraz evet ama mutluyum böyle. Neydi? "Gerçekten istediğimizi" yapacaktık.

Meydanı boş bırakmamak için orada olan adama figüran denir ve ben o kadar iddiasız değilim. Güçlü hissediyorum kendimi şu an. Yetkin. Mahir. Cesur.

Akşam beni tüm gücüm, yetkim, maharetim ve cesaretimle kabul eden adamlar göreceğim ve kendimi çok iyi hissedeceğim.

***

Yine araba kullanırken üşüşmesi kafama düşüncelerin, ne büyük talihsizlik. Diyorum ya, mutlaka bir ses kayıt cihazı almam lazım benim, telefonun menüsü be(y)nim kadar hızlı değil, tek tuşla başlayan bir şey lazım bana. Çünkü ben tek dokunuşla başlıyorum. Bir yerde kaset bitecek, o zaman geri sarılacak mı, sözler geri alınacak mı (alınabilir mi?) göreceğiz. Şimdilik, öfkelenmemeye çalışıyorum, gerçekten. Yüzüm kızarıyor, burama kadar geliyor bazen, kendimi sakinleştiriyorum çünkü biliyorum, -başka tür bir ilişkiydi ama başıma geldi bir kez- ben çok öfkelenirsem hiçbir zaman unutamam, affederim belki ama üstesinden gelemem, istesem de. Ne yapılırsa yapılsın benim için, inanamam, çok geçtir, çok. İstesem de.

Ve çizdim hislerimin sınırlarını, üst üste gelen ne varsa gözümün önüne geldi ve bir sonuç çıkardım kendime. O anki gibi ifade edemeyeceğim ama ne istediğimi, neye ihtiyacım olduğunu anladım. Askı'nın anladığı gibi anladım kendimi.

O yüzden...
Au revoir!
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!