... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

acı eşiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı eşiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Elimi başkası ısırırsa, haber değeri olur mu?

Yazılarımın şaftı kaydı, ağırlık merkezi değişti, odak noktası yerinden oynadı.

Üzüldüğüm şeyler değişti çünkü, ya da diyelim ki ben birine alıştım, artık acıtmıyor tırtıklamadıkça. Biliyorum artık o rafa elimi uzattığımda yedek diş fırçam orada, ben oraya elimi eskisi kadar sık uzatmıyorum, tozlanıyor durduğu yerde ama orada işte. Ben madde bağımlısıyım da, maddelerimin orada durduğunu bilmek yetiyor bana. Bazen daha fazlasını istiyorum evet, ama artık başkalarından istiyorum belki de.

İnanılmaz bir karın ağrısı çekerken elini ısırmak gibi, bir kahve dükkanında otururken arkadaşıma söylediğim:

_ Artık senden daha çok üzüldüğüm biri var.

Ve onun yüzündeki anlık, belki kendisinin bile fark etmediği acımayla karışık şaşkınlık ifadesi şu aralar hayatımın özeti:

_ Gerçekten mi?

Gülümsedim.

Beni birilerinin kendisinden daha fazla üzebileceği aklına gelmezdi. Çünkü benim aklıma gelmezdi. Bizim aklımıza bir şeyler hep beraber gelir, ya da gelmez zaten.

Acımın odağı değişti, evet ama ben bu eli kendim ısırmadım. Fark bu.


tek tek basaraktan

Tam da "ayağımı iyi ki koltuğa vurmuşum, tek tek basarak yürümeyi öğreniyorum, bir sonraki adım bade süzmek" diye düşünürken (neyse ki inci dizecek kadar takı tasarımı tecrübem var, orayı direkt atlayacağım) bu sabah feci bir ağrı ve şişlikle uyandım.

Acı eşiğim düşüktür ama bunun konumuzla bir ilgisi yok. Bir gün boyunca doktora gitmeyi reddedip olayı bu boyuta getirerek iyi bir şey yapmadığımın farkındayım. Yok, doktordan korktuğumdan değil, tamamen üşengeçlikten. Bir tıp adamı olan babamın "geçer ya"cı genleri bana da geçmiş olacak.

Babamdan feyz alarak "geçer yea" dedim ama geçmedi. Geçmediği gibi, zavallı ikinci parmağım iki katına çıktı ve ben kırık olmamasını umarak doktora göründüm bugün. Neyse, kırık değilmiş, sadece yumuşak doku travması. Doktor bana 3 günlük bir rapor yazarken ben "bu hafta 3 gün çalışmazsam haftaya mesaide geçireceğim travmayı düşünemiyorum" dedim, ama dinlemedi ki. Nitekim ben de eve dönüp 4-5 saat kadar uyuduktan sonra ofisten bilgisayarımı eve gönderttim ve çalışıyorum. Şu an ara verdiğim için blog yazıyorum; yani ofiste nasıl davranıyorsam aynen öyle devam ediyorum, merak edilmesin :)

Ağrı konusunda çeşitli iddialar vardır; biri "diş ağrısı hiçbir şeye benzemez" derken, biri çıkıp "migren rulz" veya "regl sancısı gibisi yok" diyebilir. Eşi benzeri olmayan bir ağrı değil benimkisi, ama iddia edebilirim ki ayak parmakları da insanı vezir ettiği gibi rezil ediyormuş.

Neyse ki Vecihe gibi arkadaşlarım var ve bana sanal ortamdan çiçek gönderiyorlar. İyi niyetleriyle birlikte!!!!!

:)

Bir tane normal arkadaşım olsun, dişimi kırıcam, sonra dişçidir, protezdir uğraş dur.

Acı eşiği


Kiminin taşıyabileceği yük daha azdır hayatta. Daha ufak bir rüzgar yeter köklerini yerinden oynatmaya; daha ufak bir sorun çok mutsuz eder onları. Bir şeyleri daha çok dert edinirler belki, aileleri sorunluysa işyerinde daha çok isyan ederler, dersleri kötüyse evde daha rahat olmaları gerekir; yoksa daha da huzursuz olurlar.

Hayatta yalnız kalacaklarından endişe duyuyorlarsa, hayatadır isyanları.

"Şimdi zor tabi ama, o da çok ağlanıyor" diye bir cümle olur mu? Biz oldurduk. Ben dedim bunu.

Siz hiç kimseye acı eşiği düşük diye kızdınız mı? Vurduğunuzun fiske olduğunu sanarken, karşınızdakinin canı deli gibi acıdığında kusura bakmamasını söylemek yerine "sen de ne abarttın!" dediniz mi? Ben demedim bunu.

Oysa bu iki durumun birbirinden hiç farkı yok. Yargılamaya hakkımız olmadığı gibi.

Küçük ya da büyük, bizi mutsuz eden şeyden kaçmak lazım. Durup bekleyecek kadar uzun değil hayat; belki biraz beklemeli, ama çok değil. Sonuçta yaşıyoruz ve tek gayemiz bu. Ölünce ne olacak? Hiçbir şey. "Bu evrende bir tozsun, tarih seni unutsun." Bu.

Büyük risk, ama hani "risk almak lazım"dı?

Hep kendimiz için, kırsak da kırılsak da kendimiz için, üzsek de, sevsek de, nefret de etsek hatta bırakıp gitsek de hep kendimiz için ve belki de kimseyi düşünmeden böyle yapmak lazım. İnsanız, yapamıyoruz; daha insan olanlarımız daha da yapamıyor biliyorum. Ama dünyaya uzaktan bakınca böyle görünüyor, böyle basit. Bizse hayatı birbirimiz için zorlaştırıyoruz ve ben bunları yazarken dahi, yanlış bir mesaj vermiş olmaktan korkuyorum. Böyle içimize işlemiş başkaları, kendimizden çok. Bizim kendimiz, onlar olmuşuz artık.

Olsun varsın.

Şimdi yeni bir dönem başlıyor; biraz rahatlama, biraz endişe, bolca merakla bekliyorum, bakalım ne olacak...


(21 Eylül 2010, Akaretler)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!