... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Survival of the Fittest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Survival of the Fittest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Doktorluğun Haritası, etc.

Doktor olmak bir dönem kolay olsa gerekti; sıfıra yakın bilgiyle bas morfini, bas morfini. Hasta ölse zaten ölecekti ama yaşarsa, senden kutsalı yoktu. Sonra zorlaştı doktorluk. Ar-Ge, daha fazla daha-da-fazla bilgi, çok opsiyon, çok hasta, çok şirket; zaman yetersizliği, verimsizlik.

Şimdi yine kolay sanki, aç iPad'i, takip et flowcharttan, helpdesk elemanı gibi, "baştan başlamayı denediniz mi?" Evet ise mavi hapı alıp uykuya yatınız, hayır ise kırmızı haptan bir tane alıp baştan başlayınız.

Hayır, küçümsemiyorum. Ama bu, gereğinden fazla büyüteceğim anlamına gelmiyor.

Sizin için özellikle "severe and complex depression in adults" inceledim, burada büyüğü var.

Kişiye özel tedaviye doğru giderken, nasıl bu kadar standartlaştırılabiliyor, macera adası kitapları misali tedavi akışları nasıl çizilebiliyor?

Benim anladığım şu: Doktor açığın çoksa, kişiselleşmeyi göze alamazsın. Şimdi... Kırmızı hap isteyenler kaleye mum diksin.

*

Büyük patron çıktı, dedi ki "Türkiye'de iş yapmak hala kolay." Yok yea.

Dedi ki "Fiyatlar düşmüş olabilir ama yine de daha çok satacağız, daha çok!" Daha çok, daha-da-çok-çok! Vurucam kırbacı!

Az parayla çok ve büyük işler yapmışız, ben onu anladım.

*

Bi boy küçük patron çıktı, dedi ki "Restless discontent, yani müspet huzursuzluk önemlidir." Bir olayı yok söylediğinin, hep daha iyi nasıl yapabilirim, kafası işte. Lakin çeviri hoşuma gitti.

Dedi ki "Mavi kitaptan hepimiz sorumluyuz." Ben de "gülümden ben sorumluyum" dedim içimden.

*

Konuşması her daim dinlenen bir adam çıktı, dedi ki "Ezberi bozmak giderek daha zor." Dünya seni ya öldürüyor, ya da daha güçlü olmanı sağlıyor. Öldürmeyen dünya güçlendiriyor, yani. Yaşadığımız dönem başka türlüsüne izin vermiyor. Yaşayıp gidemiyorsun.

Şimdinin twitter ünlüleri zamanında ünlü düşünür olamazlar mıydı? Teknolojiyi küçümseyip ona boş demiyorum, ya Schopenhauer'i yüceltmiyorum (ona hala kızgınım). Sadece tespit yapıyorum.

Baskın mantığı yıkarken hepimize kolay gelsin, dedi adam. Ben de "yıkarlar, yıkarlar" deyip güldüm kendi kendime. E söylesem de hep beraber gülmeyecektik nasılsa.

*

Çizgiüstü birtakım davranışlar varmış mesela, hani eğitimlerde duyup hayatınızın neresine yerleştireceğinizi bilmediğiniz şov kalıplar vardır ya; "see it - own it - solve it - do it" de bunlardan biri. Ya da dördü. Yok yok, biri.

Çizgialtı da geri kalan bahaneler, "bilmiyordum, bana söylenmedi, aa öyle miymiş, bekleyelim görelim, bu benim işim değil" kafaları. Ulan iyi de, bu benim işim değilse sırf çizgiüstü olmak için neden yapayım o işi? Çizgiyi doğru çizin o vakit ki üstünde yalpalamayalım sarhoş gibi.

"Geleceği tahmin değil, tarif etmemiz lazım" derken konuşması her daim dinlenen adam, ben Nike'ın çok başarılı reklamı "Write the Future"ı düşünüyordum. Siz düşünmeyin, buyrun:



Adamım Kobe Bryant. Ronaldo çingenesinin ucube heykelini yıkar, seninkini dikerim.


Sonra başka bir eski, güzel bir benzetme yaptı: "Bazı oyun alanlarında basketbol, voleybol, tenis için çizgiler vardır; gerektiğinde pota konur, file çekilir ama alan aynı alandır. O aynı alanda, her oyunda yer alabilmek gerekir"dedi. Çok korprıt ve fazla odaksız görünse de aslında iyi dedi. Şukunu verdik.

Bu arada "işe 3 ay 2 gün önce başladım" diyen adam vardı; azap çekiyor da duvara çentik mi atıyordu, yoksa o denli mi heyecanlıydı, bilemedim. Lakin na buraya yazıyorum, eğer yazı yazma gibi bir hobisi varsa bol bol işle ilgili döktürüyor olacak. Bundan tam olarak 41 ay 4 gün sonra. Evet. Çentikler sağolsun.


(13 Ocak 2011, İstanbul)

Sistemin Fit Çarkları

Bu öğle teneffüsünde ilginç bir muhabbet çevirdik ofisten birkaç kişi ve insan olarak pek değerli bir müdür ile. Müdürü "insan olarak değerli" diye tanımlamanın onun müdürlüğünden yediğinin farkındayım, bilerek öyle dedim zaten. Asıl iltifat isteyen şeye atıfta bulunmamak, ayrılırken "sen aslında çok iyi bir insansın" demek gibi bir şey; iyi insansın ama bana faydan yok, gibi.

Gerçi ben kendisiyle hiç çalışmadım, o yüzden kişisel kanaatlerim şahit olduklarımla ve duyduklarımla sınırlı. Mütemadiyen soruma soruyla karşılık veren ve "sen ne düşünüyorsun?" diyen, sabahın körü grup kahvaltılarında "size kim ilham veriyor?" gibi ilginç sorular soran bir müdür ister miydim? Şu anki durumda pek objektif bir bakış açısına sahip olamasam da (yılana sarılayazma sendromu), sanırım istemezdim. Hayır efendim, ilham sorusuna müdürü yağlayacak bir yanıt vermeyeceğimden değil (zaten o da bunu istemiyor eminim) veya o soruya yanıtım olmadığından da değil. Sadece bunları paylaşmak gerektiğini hissetmiyorum. E oldu olacak blogun adresini de vereyim, açsın okusun?

Bugün yemekten sonra ofiste oturakaldık kahvemizle, ben de müdürün deyimiyle "şeref konuğu" olarak dahil oldum "bu şirkette size her istediklerini yaptıramıyorlar mı?" sorusuyla başlayan muhabbete. "Hayır" dedim.

"Mesela birisi senden şu kişiye ilaç vereceksin dedi, ne yaparsın?" sorusu geldi arkadan.

Bu soru sorulduğunda inandığı işi yapmak, yaptığı işe inanmak ve klişelerin en büyüğü, sistemin çarklarından biri olmak arasında bir an gidip geliyorsunuz. Öyle dodur dodur "hayatta yapmam ulan ben!" demek kolay, gerçekten yaşadığınızda, iki üstünüz sizden hiç istememesi gereken bir şey istediğinde o yanıtın yumuşatılmışını vermek dahi zor.

Bizim patronun pek sevdiği bir tabir var, "survival of the fittest". Yani, adapte olacaksın, olamazsan elenirsin. Bu iş doğada yüzde yüz böyle, şimdi "evrim hala teori yea" deyip ağzınıza kürekle vurdurmayın, içinden çıktığımı iddia ettiğiniz kaburga kemiğinizi kırdırmayın bana. Doğada böyle. Lakin, hayatta hep böyle mi, iki artı iki hep dört mü?

Soruya soruyla karşılık verme işini üstlenip "survival'dan kasıt ne?" dedim. Burada yaşama olgusuna bakmamız gerekiyor. Doğada bu oldukça basit; yaşamak, üreyebilmek, soyunun devamlılığını sağlamak. Ofiste ise o işte ilerlemek, o işte iyi addedilmek, başarılı olmak, birtakım hedefleri tutturmak ve kariyerinde ilerlemek ise survival dediğimiz olgu, o halde bizim denklem ofiste de doğru.

"Atatürk ve silah arkadaşları adapte oldular mı?" dedi müdür. O ortama adapte olmadılar. Aykırıydılar, onlar başka bir ortam yarattılar. Amaç özgür yaşamaksa, özgür yaşanabilecek yeri yaratıp içinde yaşadılar. Yaşadılar evet, yarattılar evet, anladığımız anlamda fittiler evet.

Bizim amacımız da daha özgür bir hayat yaşamak değil mi?

Ve bir çağ gerek bize
Ve bir çağ bundan özgür


Sorusuna yanıt verdim: "O kişiye ihtiyacı olan ilacı gönderiyorsak başkalarına neden hayır dedik, derim." Müdür gülümsedi.

Gülümsedi çünkü beni kendine benzetiyordu; ben olsam, ben de istifa ederdim ve bu, bana göre de bir kaçış değildi.


(04 Ocak 2011, İstanbul)

Survival of the Fittest

Eğer yolda yürürken dönüp tekrar tekrar bakılan bir hatun kişi iseniz, dikkat çekmek için sadece boş olmamanız yeterlidir çoğu zaman.

Eğer alabildiğine sıradan olduğunuzu düşünüyorsanız ('düşünmek olmanın yarısıdır') o zaman "Aa o çok ... kızdır" cümlesine manen iyi bir şey yerleştirmeye ihtiyacınız vardır ve ancak konuşarak olacaktır bu; o zaman görüntüden daha fazlasını sunmanız; güldürmeniz, akıl dolu konuşmanız, leb demeden cevabı yapıştırmanız gerekir...

Ve bunları yapacak fırsatı bulmanız.*

(09 Ekim 2009, Ankara)


* Fırsat çıkmadıkça, kabiliyetler pek az işe yarar. (Napoléon Bonaparte)
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!