... yazı kalır.

bellatrix begins: batman gibi değil, anka kuşu gibi!

Küçük Sırlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Küçük Sırlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Konjenital çekişme

Kadınlar arasındaki çekişmenin ilki, ilkeli ve en büyüğü, anne ile kız arasında yaşanır.
*
Bugünlerde erken evlenen tanıdık çok; birçok kişiden de çocuğu geç yaşlarda yapmanın zorluğuyla ilgili birtakım teoriler duyuyorum. Teori, çünkü hepsi daha birkaç yıl önce çocuk olan (bazıları da hala öyle olmaya devam eden) insanlar söylüyor bunu. Belki de doğrudur, belki de jenerasyon farkı çocuk büyütmenin, daha doğrusu yetiştirmenin zorluğunu üçe beşe katlayan bir olgudur... Bunu söyleyen erkeklerin savı, 50 yaşında çocuğuyla top oynayamayacak olmaktan duydukları endişe iken, kadınlar kızlarını anlamayacak olmaktan şikayet eder.
*
Erkeklere lafım yok; yaygın kanının aksine ne erkek çocuk oldum, ne de baba olacağım. Ancak, bana kalırsa kadınların bilmedikleri veya hesaba katmamayı tercih ettikleri şey, sadece kızlarını anlamayı kesecekleri yaşın değişkenlik gösterdiğidir. Çünkü anne anlamaz, bilmez veya bilmemeyi tercih eder. Sırayladır bunlar. Önceleri kızının okulda kaybettiği silgiyi dahi dinler anne; ilk aşk, okul tercihi veya kızının seçmek istediği meslek konularında pürdikkat kesilir. Zaman geçtikçe "ben her şeyimi anneme anlatırım ki"ci kız, annenin belki o kadar da anlayışlı ve açık fikirli olmadığını fark ettikçe, ona daha az şey anlatmaya başlar. Daha sonra, yani kız büyüdükçe ve 15 yaşı ile 25 yaşı arasında doğru bildiği ve annesiyle uğrunda körü körüne iddialaştığı değerlerin bir kısmının aslında annesinin söylediği gibi olduğunu gördükçe, güneşe döner gibi anneye döner tekrar. Ama ara açılmış, anne artık "bana bunu anlatma" demeye başlamıştır hareketleriyle veya doğrudan sözleriyle. Bilmemeyi tercih etmiştir.
*
İşte asıl kopuş buradadır ve bu, jenerasyon farkına bağlı olarak daha erken veya daha geç gerçekleşebilir.
*
***
*
Öte yandan anne-kız arasında az yaş farkı oluşu, annenin zeka, güzellik, popülerlik ve olgunluğun verdiği çekicilik açısından daha üstün olduğu durumlarda ilişkilerine direkt olumsuz etkilidir.
*
Örneğin, annesiyle arasında 18-20 yaş fark olan bir kız onun hayata hakimiyeti karşısında kendini zayıf hissedebilir. Yine Küçük Sırlar'dan bir ilişkiyi, gözümle gördüğüm bir sahneye bağlayacağım. İlgilendiği adamın aslında annesiyle takıldığını öğrenen bir kız vardı dizide, halihazırda sıfıra yaklaşan kendine ve annesine güvenini yerle bir ediyordu bu durum.
*
Geçtiğimiz haftasonlarından birinde Heybeli'de gece dışarı çıktık ve ben bu sahneyi gördüm. Büyüdükleini kabullenmekte zorlandığım kuzenim ile tayfası, yani 18-21 yaş arası gençler eğleniyorlardı. Anne-babalar da dilerlerse oraya uğruyor, genelde kafaları müziği çekmediği için çok etrafta durmuyorlardı. Kuzenin arkadaşları arasında çok sade ve açıkçası ilk bakışta dikkat çekmeyecek bir kız vardı, hepsiyle aynı yaşta ama daha küçük görünen, muhtemelen SMSler, feysbuk güncellemeleri ve twitler sebebiyle ayfonunu elinden hiç düşürmeyen bir kız. Bir de annesi vardı yanında, amcamların aksine sonuna kadar ortamda duran, tabir-i caizse bizi dans pistine gömecek olan. Hepimizden çok dans etti, hepimizden çok içti, hepimizden çok dikkat çekti. Zaten hepimizden daha hevesli ve hevesle süslenip hazırlanmış olarak gelmişti oraya. Ve hep kızının yanındaydı, ona göz kulak olmak gibi bir niyeti olmadığı halde.
*
Kızın kendini tüm gece boyunca tehdit altında hissettiğini görmek için, algıları çok açık biri olmaya gerek yoktu.
*
***
*
Rekabet çekemeyecek bazı ilişkiler var; bazıları için sevgililik böyle bir kurumken, bazıları evliliği, bazıları da iş ilişkilerini böyle değerlendirir.
*
Ama annesinin ayaktaki ve hayattaki duruşuna hayran hiçbir kadın, kendisi hakkında kendini kolay kolay tatmin edemez.
*
(11 Ağustos 2010, Yuva2)

küçük aptalların kendilerinden küçük dünyaları

bu yazı herhangi bir kitaba giydirme değildir :) o blogu da takip ediyorum kızcağızım para basmaya başladığından beri. geçmişe dönük olarak okuma ihtiyacı hissetmedim (bir şeyi uzunca bir süre okuyabilmem için akıl dolu olmasından ziyade düzgün yazılmış olması gerekir, ben bunu hak ediyorum)
ama biliyorum işte konuyu filan, çünkü hakkında konuşabilmem gerekiyor.

gossip girl'e rastladıkça bakardım, küçük sırlar'a da rastladıkça bakıyorum. malum yaz ayındayız, ortada izlenecek bir şey yok ki diye bahane türetmeyeceğim, zira daha lost'un son sezonu yatıyor bilgisayarda. Amma velakin aslında suç ve ceza okumak isterken birden kendini kızıl nehirler'le başbaşa bulan birinin psikolojisini taşıyorum. arkadaşım, hava çok sıcak, benim için fazladan sıcak (saçımdan MAC spor salonu reklamı gibi ter damlıyor diyebilirim), zaten mesai yapıyorum, zaten tüm gün zerre zeka gerektirmeyen bir işi pürdikkat yapmam gerekiyor bu aralar... sonuç itibariyle kumsal kitabı okuyor ve yaz dizisi izliyorum, azıcık boş zamanımda bundan fazlasını gerçekten kaldıramıyorum.

küçük sırlar'a da burhan arkadaşımın ilk bölümü izleme ısrarları sayesinde göz atmış oldum, sessiz de olsa ilk bölümü izleyip karakterleri çözmeye çalıştık beraber. tam olarak diziyle aynı olmamakla beraber benzer karakterler oturtulmuş, etek boyları da maşallah benzer amma velakin türk eğitim sisteminden veto yiyecek denli görünmez, ilişkiler biraz daha az çarpık (haliyle) falan filan...

yav bize bu diziler oturmuyor arkadaş. o az çarpık olan bile bize fazla entrika geliyor, televizyonda bir sürü tuğde var bildiğiniz (murathan mungan'ın yüksek topuklar'ını henüz okumayanlara, kitabı şiddetle tavsiye ediyorum) bizde olmaz öyle, en piç adam bile aynı lise içinde 2 kişiyi sulu götürüp susuz getiremez. o arabalar da iel'in önüne yakışmaz ayrıca, o okuldan bu tiplerin çıkacağına kimse inanmaz.

acaba okulun, mekanların aslını bildiğimiz için mi bize daha eğreti geliyor bunlar, daha bir inanamıyoruz? manhattan'da yaşayan kadın da "sex and the city de saçma yane!" diyor mudur mesela? bu da şimdi geldi aklıma.

neyse ne, sonuçta olmuyor, olmuyor. bizim dizi sürüklemiyor. kobal'dan mıdır, aslında kobal'dan daha güzel olan ikinci kızın ikinci oluşundan mıdır (yani inanılmaz, fantastik bi durum da sözkonusu), yoksa... müziklerden mi yoksa?

gossip girl için bir araya getirilmiş şarkıları büyük bir zevkle dinliyorum, hatta bana şu an bu yazıyı yazdıran da bu: bizimkilerin müziğe vermedikleri önem. müziksizlik ayrı bir kafa, ayrı bir tercih sebebidir, semih kaplanoğlu'nun ödüllü filmi bal gibi. bu gibi örnekler hariç çok az filmi / diziyi bunun dışında tutarak diyebilirim ki, biz müziği ciddiye almıyoruz. müziğin insan üstündeki etkisini, sahneyi ne kadar hatırlanabilir kıldığını, en sıradan sahneyi veya en kötü filmi dahi tutup kaldırabildiğini unutuyoruz.

kosmos çok iyiydi o açıdan, o müzikleri oyuncularının dahi bir araya getirmeyecek veya getiremeyecek olması çok yazık. reha erdem'le karşılaşsan ne sorarsın deseler, elime bir kağıt kalem alır, parça listesi yaptırırım. sonracıma, yok mu sizin de sahnelerle özdeşleştirdiğiniz şarkılar? benim için en iyi üç şudur:

1- moby - porcelain (the beach)
2- gary jules - mad world (donnie darko)
3- the verve - bittersweet symphony (cruel intentions)

konumuza dönecek olursak, ben grooveshark'a attığım yaklaşık 80 tane şarkıyı büyük bir zevkle dinlerken, öbür tarafta dizi için 'lütfen' yapılmış bir tane şarkının karşıma çıkıp durması, ana müzik olarak seçilen kal'ın bile atiye-teoman düeti olmaması bende büyük hayalkırıklığı yaratıyor. ondan sonra neymiş, varoşmuş, hermes çantaymış, mini cooper'mış, twitter'mış. mehhhh...

dağılın, vallahi kilitlerim sizi okulunuzun kasalarına.
Related Posts with Thumbnails

bencileyin

Fotoğrafım
iyiyim, kötüyüm, mutluyum, mutsuzum, güzelim, çirkinim - herkes kadar. çok şey bilir, her şeyi hatırlarım; çöp beyinliyimdir. bana alttan bakarsanız bir tanrı görürsünüz (temsili). müzik dinlerim, sadece yalnızsam veya sarhoşsam bağıra bağıra eşlik ederim; yoksa insanları düşünürüm aslında. ve severim. insanları severim; bazı insanları daha fazla, bazılarını çok çok fazla, boyumdan büyük severim. sonracıma, okurum. bir de yazarım; iyi, kötü, mutlu, mutsuz, güzel, çirkin - herkes kadar.

basılı materyalin hastasıyım!

read the printed word!