Ben kimseyle birlikte ehliyeti kaptırmayacak denli orantılı bir seviyede içki içmedim.
Bir anlık zaafımdan (evet kendiminkinden) faydalanıp kimsenin dizine yatmadım.
Uzanıp kimseyi öpmedim.
Kimse bana saniyesinde "ama bak ben ilişki istemiyorum" demedi.
Ben kimseye peki demedim.
Kimse beni aslındapekdeistemezlik etmedi.
Ben de kimseyi aslındapekdeistemezlik etmedim.
İçimden bir ses "şşşt, bu yanlış" demedi.
Kalktım.
Yattım.
Ertesi gün bir parkta kimseyle sanki aramda bir bağ varmış gibi davranmadım. Kimsenin
elimi tutmasını
saçımı okşamasını
beni öpmesini
beklemedim.
Kimseyle müzik dinlemedim.
Kimseye beni özlemeyeceği için bozulmadım.
Kimsenin yalan söylediğini düşünmedim ya da içten içe, aradığının ben olduğumu ama farkında olmadığını.
(ve buna bağlı olarak) Hiç bir ufacık an çok çok çok inanılmaz mutlu olmadım.
Tüm bunları yaptıktan 1,5 yıl sonra, tüm bunları yapmadım.
(Neden bunların hiçbirini tek başıma yapmadığımı bilmiyorum. İnsan bazen yalnızken de yalnız olmamak istiyor belki.)
İnsan deyince aklıma zaaf geliyor artık.
"Zaaftan yapılmış heykelin bronz/beyin dökümü" mesela.
Üstüne gitmişim evet, gitmemiş değilim. Olmayanların olmayacağı varmış, kabullenmesi.
Aklım önden at koşturuyor artık.
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
(6 Nisan 2014, Gayrettepe)
1 yazmadan duramayan var!:
kimselerin olmadığı hayatlarımızda kapı zilini bozduk.
Yorum Gönder